Kira Tespit Davası
Kira sözleşmeleri, karşılıklı edimleri içeren, taraflar arasında güven ilişkisine dayanan ve toplumsal yaşamın en dinamik katmanını oluşturan sürekli borç ilişkileridir. Özellikle ekonomik dalgalanmaların, yüksek enflasyonist süreçlerin, paranın satın alma gücündeki değişimlerin ve gayrimenkul piyasasındaki ani dalgalanmaların yaşandığı dönemlerde, başlangıçta taraflar arasında adil ve dengeli olan kira bedeli, zaman içerisinde mülk sahibinin aleyhine olacak şekilde piyasa gerçeklerinin son derece gerisinde kalabilmektedir.
Türk hukukunda sözleşmeye bağlılık ilkesi esas olmakla birlikte, mülkiyet hakkının özünün zedelenmemesi ve taraflar arasındaki edim dengesinin katlanılamaz derecede bozulmaması adına kanun koyucu bu kurala bazı istisnalar getirmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK), bu dengesizliği gidermek, mülk sahibinin mülkiyet hakkını korumak ve aynı zamanda kiracının sosyal durumunu gözeterek barınma/çalışma hakkını güvence altına almak amacıyla "Kira Bedelinin Belirlenmesi" veya uygulamadaki adıyla "Kira Tespit Davası" müessesesini ihdas etmiştir.
Bu makalede, kira tespit davasının hukuki niteliği, dava açma şartları, beş yıllık kritik süre ayrımı, ihtarname usulü ve zamanlaması, zorunlu arabuluculuk aşaması, mahkemece uygulanacak hakkaniyet indirimi, ispat vasıtaları, görevli ve yetkili mahkeme ile hükmün icrası süreçleri detaylı ve uygulamaya yönelik olarak incelenmiştir.
1. Kira Tespit Davasının Hukuki Niteliği ve Genel Esaslar
Kira tespit davası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 344 ve 345. maddelerinde özel olarak tanzim edilmiştir. Bu davanın temel amacı; tarafların yeni dönem kira bedeli konusunda uzlaşmaya varamaması halinde, yargısal müdahale (hâkimin sözleşmeye müdahalesi) ile yeni dönem kira bedelinin objektif, hukuki ve hakkaniyete uygun kriterlere göre yeniden saptanmasıdır.
A. Kendine Özgü Bir Belirleme Davası Olması
Kira tespit davası, niteliği itibarıyla klasik bir "eda davası" olmadığı gibi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) anlamında tam olarak bir "tespit davası" da değildir. Bu dava, kendine özgü (sui generis) nitelikte bir belirleme (inşai/yenilik doğuran unsurlar barındıran) davasıdır.
Mahkeme, bu davada davalının bir miktar parayı davacıya ödemesine hükmetmez; yalnızca kira sözleşmesinin tarafları arasında, gelecekteki belirli bir dönem için geçerli olacak kira bedelinin miktar olarak ne kadar olduğunu saptar. Bu nedenle mahkeme ilamının hüküm fıkrasında "kiracıdan tahsiline" şeklinde bir eda hükmü kurulamaz; "yeni dönem kira bedelinin aylık net ... TL olarak tespitine" şeklinde hüküm kurulur.
B. İleri Etkili Olma Özelliği ve Geçmişe Dönük Talep Yasağı
Kira tespit davası, kural olarak ileri etkili bir davadır. Bu davanın amacı, gelecekte başlayacak ya da davanın açıldığı tarihte henüz girilmiş olan kira döneminin bedelini belirlemektir.
Geçmiş dönemlerde ödenmiş olan ve mülk sahibi tarafından eksik veya yetersiz olduğu iddia edilen kira bedellerinin geriye dönük olarak farklarının tahsili bu dava ile istenemez. Geçmişe yönelik kira alacakları ancak genel hükümlere göre açılacak bir alacak davasına ya da ilamsız icra takibine konu edilebilir; kira tespit davasının konusu yapılamaz.
C. Kira Uyarlama Davası ile Arasındaki Temel Farklar
Uygulamada sıkça karıştırılan "Kira Tespit Davası" ile "Kira Uyarlama Davası" (TBK m. 138 - Aşırı İfa Güçlüğü) arasında çok net çizgiler mevcuttur:
- Kira Tespit Davası: Yalnızca konut ve çatılı işyeri kiralarında uygulanır. Kanunun öngördüğü belirli sürelerin (özellikle 5 yılın) geçmesi veya endeks kuralının uygulanması amacıyla açılır. Önceden öngörülemeyen olağanüstü bir durumun varlığı aranmaz.
- Kira Uyarlama Davası: Sözleşmenin kurulmasından sonra tarafların öngöremeyeceği olağanüstü durumlardan (savaş, büyük ekonomik krizler, pandemi, doğal afetler vb.) dolayı edimler arasındaki dengenin katlanılamaz derecede bozulması halinde açılır. Her türlü kira sözleşmesinde (örneğin boş arazi kiralarında da) açılabilir ve 5 yıllık sürenin dolması beklenmez.
2. Kira Tespit Davasının Açılabilmesi İçin Gerekli Şartlar
Bir taşınmaz uyuşmazlığında kira tespit davasının ikame edilebilmesi ve mahkemenin esasa girerek bir bedel tayin edebilmesi için hukuki açıdan belirli geçerlilik ve dava şartlarının kümülatif olarak bir arada bulunması gerekir:
A. Geçerli Bir Kira Sözleşmesinin Varlığı
Davanın açılabilmesi için taraflar arasında kurulmuş, geçerli ve davanın açıldığı tarihte halen yürürlükte olan bir konut veya çatılı işyeri kira sözleşmesinin bulunması ilk ve en temel şarttır.
- İspat Külfeti: Sözleşmenin varlığı konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamalıdır. Kiracı, aralarında bir kira ilişkisi olmadığını veya kendisinin taşınmazda fuzuli şagil (haksız işgalci) olarak bulunduğunu iddia ediyorsa, mahkeme öncelikle kira ilişkisinin varlığını araştırır. Yazılı bir sözleşme olmasa dahi, banka dekontları, tanık beyanları veya idari kayıtlarla sözleşmenin varlığı ispatlanabilir. Kira ilişkisi ispatlanamazsa, dava sıfat yokluğundan veya hukuki yarar yokluğundan reddedilir.
B. Taraflar Arasında Yeni Dönem Kira Bedeline İlişkin Uyuşmazlık
Eğer kiracı ve kiralayan, yeni kira döneminde uygulanacak bedel veya artış oranı konusunda yazılı ya da sözlü olarak tam bir mutabakata varmışlarsa ve bu bedel kiracı tarafından düzenli olarak ödeniyorsa, mülk sahibinin dava açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır. Davanın açılabilmesi için taraflar arasında fiili bir uyuşmazlığın, yani mülk sahibinin talebi ile kiracının ödemeyi kabul ettiği tutar arasında bir çelişkinin bulunması şarttır. Ancak tarafların belirli bir tutar üzerinde anlaşmış olduklarını ispatlayabilmek amacıyla anlaşmanın yazılı bir şekilde tavsiye edilir.
C. Konut ve Çatılı İşyeri Niteliği
Türk Borçlar Kanunu’nun kira bedelinin belirlenmesine ilişkin hükümleri (m. 344-345), yalnızca konut ve çatılı işyeri kiraları hakkında uygulanır. Çatılı nitelikte olmayan arsalar, araziler, otopark alanları veya menkul kiralamalarında genel borçlar hukuku hükümleri uygulanacağından, bu taşınmazlar için kira tespit davası açılması mümkün değildir. Bu tür yerlerde bedelin değişmesi ancak sözleşme serbestisi veya uyarlama davası ile çözülebilir.
3. Beş Yıllık Süre Ayrımı ve Hesaplama Yöntemleri
Türk Borçlar Kanunu'nun 344. maddesi, kira bedelinin saptanmasında sözleşmenin ömrünü (süresini) merkeze almış ve iki kademeli bir koruma mekanizması geliştirmiştir. Yargılamanın seyrini ve bilirkişinin uygulayacağı formülü belirleyen en temel unsur, sözleşmenin üzerinden 5 yıl geçip geçmediğidir.
A. İlk Beş Yıl İçindeki Kira Artış Sınırı (TBK m. 344/1 ve m. 344/2)
Sözleşmenin ilk 5 yılı içinde (yani 2., 3., 4. ve 5. kira yıllarında) tarafların kendi aralarında yapacakları artışlar veya anlaşmazlık halinde mahkemenin yapacağı artışlar katı bir yasal sınıra tabidir.
1. Taraflar Arasında Artış Oranı Kararlaştırılmışsa (m. 344/1)
Taraflar sözleşmede "Her yıl %30 oranında artış yapılacaktır" veya "Her yıl TÜFE oranında artış yapılacaktır" şeklinde bir hüküm koymuşlarsa, bu hüküm geçerlidir. Ancak kanun koyucu kiracıyı korumak adına üst sınır getirmiştir: Bu artış oranı, bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçemez. Eğer tarafların kararlaştırdığı oran TÜFE’den düşükse kararlaştırılan oran; TÜFE’den yüksekse yasal üst sınır olan TÜFE oranı uygulanır.
2. Taraflar Arasında Artış Oranı Kararlaştırılmamışsa (m. 344/2)
Sözleşmede yeni dönem kira artışına ilişkin hiçbir hüküm bulunmuyorsa ve taraflar yeni dönemde anlaşamamışsa, mülk sahibi ilk 5 yıl içinde de kira tespit davası açabilir. Bu durumda hâkim; bir önceki kira yılının TÜFE oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla, taşınmazın durumunu göz önünde bulundurarak hakkaniyete uygun bir kira bedeli belirler. Bu süreçte mahkeme kesinlikle dış piyasa rayiçlerini veya emsal kira bedellerini dikkate alamaz; yapılacak işlem endeks uygulaması ile sınırlıdır.
B. Beş Yıl Geçtikten Sonraki "Rayiç Bedel" Tespiti (TBK m. 344/3)
Kira sözleşmesinin kurulmasından itibaren 5 yıl geçmiş ve 6. kira yılına girilmişse (veya 5 yıldan uzun süreli bir sözleşmenin yenilenme dönemi gelmişse), artık TÜFE üst sınırı ortadan kalkar. Kanun koyucu, uzun süreli kiracılıklarda mülk sahibinin mağduriyetini önlemek amacıyla piyasa gerçeklerine dönülmesini öngörmüştür.
- Kriterler: Bu durumda hâkim, sözleşmede artış oranı olup olmadığına hiç bakmaksızın; tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını, kiralananın durumunu ve emsal kira bedellerini göz önünde tutarak yeni kira bedelini hakkaniyete uygun biçimde belirler.
- Bilirkişi İncelemesinin Zorunluluğu: 5 yılı aşan davalarda mahkemenin dosya üzerinden karar vermesi hukuka aykırıdır. Taşınmazın bulunduğu bölgedeki güncel kiralık ilanları, yeni yapılmış sözleşmeler, bölgenin sosyo-ekonomik gelişimi ve enflasyon verileri bilirkişi marifetiyle incelenerek taşınmazın "boş olarak kiraya verilmesi halindeki" saf rayiç bedeli saptanır.
4. Hakkaniyet İndirimi (Eski Kiracı İndirimi)
Beş yılı aşan kira tespit davalarında, bilirkişi heyeti tarafından taşınmazın konumuna, büyüklüğüne ve emsallerine göre "boş rayiç bedeli" saptanır. Ancak adalet ve hakkaniyet ilkeleri gereğince, bu saptanan boş rayiç bedelin doğrudan yeni dönem kira bedeli olarak dikkate alınması Yargıtay içtihatlarına göre mümkün değildir.
A. Hakkaniyet İndiriminin Hukuki Dayanağı
TBK m. 344/3 maddesinde yer alan "hâkim, ... hakkaniyete uygun biçimde belirler" ifadesi, mahkemeye eski kiracıyı koruma yükümlülüğü yüklemektedir. Kiracı, taşınmazı düzenli kullanan, kirasını aksatmayan, idareyi ve mülk sahibini yıpratmayan ve en önemlisi mülk sahibi yönünden yeniden kiraya verme aşamasındaki "emlakçı komisyonu", "taşınma/boş kalma süresi zararı", "yeniden boya-tadilat masrafları" gibi mali külfetleri ortadan kaldıran kişidir.
B. İndirim Oranının Belirlenmesi
Yargıtay’ın yerleşik kararları doğrultusunda, bilirkişinin belirlediği boş rayiç bedel üzerinden mahkemece %10 ila %20 arasında (genellikle uygulanan oran %15'tir) bir "eski kiracı indirimi" (hakkaniyet indirimi) yapılmalıdır.
- İstisna: Eğer bilirkişi heyeti raporunda tüm bu piyasa şartlarını market ve kiracının eskilik durumunu zaten değerlendirerek bir bedele ulaştığını açıkça belirtmişse veya saptanan bedel zaten kiracının ödediği mevcut bedele çok yakınsa, hâkim gerekçesini belirtmek şartıyla indirim oranını daha düşük tutabilir ya da hiç uygulamayabilir. Ancak kural olarak indirim yapılması zorunludur ve yapılmaması bozma sebebidir.
| Bilirkişi Boş Rayici | Uygulanan Hakkaniyet İndirimi (%15) | Mahkemece Tespit Edilen Net Kira |
|---|---|---|
| 20.000 TL | 3.000 TL | 17.000 TL |
| 40.000 TL | 6.000 TL | 34.000 TL |
| 60.000 TL | 9.000 TL | 51.000 TL |
5. Dava Açma Zamanı ve İhtar Şartının Süreye Etkisi
Kira tespit davası, kural olarak sözleşme devam ettiği müddetçe her zaman açılabilir. Ancak davanın açıldığı tarihin, mahkemenin belirleyeceği yeni bedelin hangi dönemden itibaren geçerli olacağı hususunda hayati bir usuli önemi vardır. TBK’nın 345. maddesi bu durumu çok sıkı kurallara bağlamıştır.
A. Yeni Dönemin Başından İtibaren Geçerlilik Şartı (30 Gün Kuralı)
Mahkemece tespit edilecek yeni kira bedelinin, girilecek olan yeni kira döneminin ilk gününden itibaren geçerli sayılabilmesi için davacının önünde üç seçenek vardır:
- Doğrudan Dava Açılması: Davanın, yeni kira döneminin başlangıcından en az 30 gün önce açılmış olması gerekir.
- İhtarname Gönderilmesi: Yeni dönemin başlangıcından en az 30 gün önce mülk sahibidir tarafından kiracıya, yeni dönemde kiranın artırılacağına dair yazılı bir ihtarnamenin tebliğ edilmiş olması gerekir. Bu ihtarname süresinde tebliğ edilmişse, dava yeni kira dönemi içinde ne zaman açılırsa açılsın, mahkemenin belirleyeceği bedel o dönemin başından itibaren geçerli olur.
- Sözleşmede artış maddesinin bulunması
Tehlikeli Usul Hatası: İhtarnamenin 30 gün önce notere verilmesi yeterli değildir; muhataba (kiracıya) fiilen tebliğ edilmiş olması şarttır. Postadaki gecikmeler mülk sahibinin sorumluluğundadır.
B. Sözleşmede Artış Maddesi Bulunmasının Sağladığı Kolaylık
Eğer taraflar arasında imzalanmış olan yürürlükteki kira sözleşmesinde "Yeni dönemde kira bedeli TÜFE oranında artırılacaktır" veya "Yeni dönem kira bedeli piyasa rayicine göre belirlenecektir" şeklinde açık bir artış şartı (endeks maddesi) mevcutsa, mülk sahibinin yeni dönemden 30 gün önce ihtar çekme veya dava açma zorunluluğu ortadan kalkar.
Sözleşmede artış şartı varsa, mülk sahibi yeni kira dönemi başladıktan sonra, o dönemin sonuna kadar dilediği zaman kira tespit davası açabilir. Bu durumda mahkemenin belirleyeceği bedel, ihtar çekilmemiş olsa dahi geriye etkili olarak o yeni dönemin başlangıcından itibaren geçerli kabul edilir.
6. Görevli, Yetkili Mahkeme ve Zorunlu Arabuluculuk Süreci
A. Dava Şartı Olarak Zorunlu Arabuluculuk
Hukuk sistemimize giren yasal düzenlemeler uyarınca, kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda (kira tespiti, tahliye, uyarlama dahil) dava açmadan önce arabuluculuğa başvuru yapılması zorunlu dava şartıdır.
- Süreç: Mülk sahibi veya vekili, adliyelerdeki Arabuluculuk Bürosuna başvurur. Arabulucu, tarafları toplantıya çağırır. Görüşmeler neticesinde taraflar yeni bedelde anlaşırlarsa bir "Anlaşma Tutanağı" düzenlenir ve bu tutanak mahkeme ilamı hükmündedir.
- Anlaşamama Hali: Eğer taraflar uzlaşamazlarsa, arabulucu "Anlaşamama Tutanağı" tanzim eder. Bu tutanağın aslının veya onaylı örneğinin dava dilekçesine eklenmesi zorunludur. Arabuluculuğa gidilmeden doğrudan açılan davalar, mahkeme tarafından hiçbir esasa girilmeksizin dava şartı yokluğundan usulden reddedilir.
B. Görevli Mahkeme: Sulh Hukuk Mahkemesi
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca, kira ilişkisinden doğan tüm alacak ve tespit davalarında, talep edilen kira bedelinin miktarına veya aradaki farkın büyüklüğüne bakılmaksızın mutlak görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi'dir.
C. Yetkili Mahkeme
Kira sözleşmeleri şahsi hak doğuran sözleşmeler olduğundan, yetkili mahkeme genel ve özel yetki kurallarına göre belirlenir:
- Davalının (genellikle kiracının) davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi genel yetkilidir.
- HMK m. 10 uyarınca, sözleşmenin ifa edileceği yer (yani taşınmazın bulunduğu yer) mahkemesi de özel yetkilidir. Uygulamada davalar neredeyse tamamen taşınmazın bulunduğu yer Sulh Hukuk Mahkemesi'nde açılmaktadır.
7. Yargılama Usulü, Keşif ve Bilirkişi İncelemesi
Kira tespit davaları, Sulh Hukuk Mahkemelerinde basit yargılama usulüne tabi olarak görülür. Basit yargılama usulünde taraflar dava ve cevap dilekçeleri ile birlikte tüm delillerini sunmak, başka yerden getirilecek belgeler için de gerekli bilgileri vermek zorundadırlar; ikinci dilekçeler aşaması bulunmamaktadır.
A. Emsal Değerlerin Toplanması ve Deliller
Davayı açan mülk sahibi, iddia ettiği kira bedelinin haklılığını kanıtlamak adına taşınmaza yakın konumda olan, benzer metrekareye ve niteliklere sahip diğer taşınmazların kira sözleşmelerini, varsa internet ilan çıktılarını mahkemeye "emsal" olarak sunmalıdır. Davalı kiracı da kendi savunmasını desteklemek üzere daha düşük bedelli resmi emsal sözleşmeler ibraz edebilir. Mahkeme ayrıca resen ilgili belediyeden bölgedeki rayiç değerleri sorar.
B. Mahallinde Keşif Yapılması
Kira bedelinin tespiti davasında dosya üzerinden karar verilmesi, Yargıtay tarafından açık bir bozma nedeni olarak kabul edilmektedir.
C. Bilirkişi Raporundaki Kriterler
Bilirkişi heyeti, keşif esnasında ve sonrasında şu hususları detaylıca inceler:
- Taşınmazın tam konumu, cephesi, manzarası.
- Merkezi yerlere, toplu taşıma araçlarına (metro, otobüs vb.), hastane ve okullara olan mesafesi.
- Binanın yaşı, yıpranma payı, asansör, otopark, güvenlik gibi sosyal donatıların varlığı.
- İşyerleri için; yaya trafiğinin yoğunluğu, vitrin genişliği, ticari potansiyeli.
- Dava tarihi itibarıyla piyasadaki arz-talep dengesi.
Bilirkişiler tüm bu verileri harmanlayarak bilimsel ve denetime elverişli bir "Boş Rayiç Bedel" raporu hazırlar ve mahkemeye sunarlar. Tarafların bu rapora karşı 2 haftalık süre içinde itiraz etme hakkı mevcuttur.
8. Hükmün Kesinleşmesi, İcra Takibi ve Vekalet Ücreti
Kira tespit davalarının sonuçlanmasıyla birlikte verilen kararlar, genel eda hükümlerinden çok farklı bir icra ve yargılama gideri rejimine tabidir. Bu aşamada yapılacak hatalar, telafisi imkansız zararlara sebebiyet verebilir.
A. İlamın Kesinleşmesi Şartı
Yargıtay’ın istikrarlı ve kökleşmiş içtihatları uyarınca; kira tespit ilamları kesinleşmeden icra takibine konu edilemez.
İlk derece mahkemesi mülk sahibini haklı bulup kirayı artırsa dahi, kiracı bu karara karşı istinaf (Bölge Adliye Mahkemesi) veya temyiz (Yargıtay) yoluna başvurursa, karar üst mahkemece onanıp kesinleşinceye kadar eski kira bedelini ödemeye devam edebilir. Kiracı kesinleşmeden önce aradaki farkı ödemeye zorlanamaz, hakkında icra takibi yapılamaz.
B. Birikmiş Kira Farklarının Tahsili ve Faiz
Karar kesinleştiikten sonra, mülk sahibi dava tarihinden (veya mahkemenin hükmettiği yeni dönemin başlangıcından) itibaren birikmiş olan tüm kira farklarını geriye dönük olarak talep etme hakkı kazanır.
- İcra Takibi: Bu farklar, kesinleşmiş mahkeme ilamına dayanılarak bir İlamlı İcra Takibi (Örnek No: 4-5) ile kiracıdan tek seferde talep edilebilir.
9. Anayasa Mahkemesi ve Güncel Mevzuat Kararları
Kira hukuku, sosyal barışı yakından ilgilendirdiği için siyasi otoritenin ve yüksek mahkemelerin her zaman radarındadır. Geçmiş dönemlerde uygulanan geçici %25'lik konut kirası artış sınırı gibi istisnai uygulamaların sona ermesiyle birlikte, sistem yeniden tamamen TBK m. 344 anlamındaki TÜFE ve rayiç bedel esasına dönmüştür.
Anayasa Mahkemesi (AYM), mülkiyet hakkının korunması ile sözleşme özgürlüğü arasındaki ilişkide, mülk sahibinin mülkünden makul ve piyasa şartlarına uygun bir gelir elde etmesinin engellenmesini mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirmektedir. Bu nedenle, 5 yılı dolan sözleşmelerde mülk sahibine rayiç tespiti hakkı tanınması, anayasal bir dengenin tezahürüdür. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi de kararlarında, ilk derece mahkemelerinin yetersiz gerekçelerle veya eksik emsal araştırması ile kurduğu artış hükümlerini, mülkiyet hakkının özünü zedelediği gerekçesiyle titizlikle bozmaktadır.
Sonuç
Kira tespit davası; basit bir matematiksel artış hesabı olmayıp, usul hukuku sürelerinin, ihtarname tebliğ tarihlerinin, hakkaniyet indirim oranlarının ve mahalli rayiçlerin bir arada eritildiği, hata kabul etmeyen son derece teknik bir dava türüdür. Sürelerin bir gün dahi kaçırılması, davanın etkisinin bir bütün yıl ötelenmesine; zorunlu arabuluculuk aşamasının es geçilmesi davanın usulden reddine; fahiş bedel talep edilmesi ise mülk sahibinin aleyhine ağır vekalet ücretleri doğmasına yol açabilir.
Hem mülk sahiplerinin ekonomik kayıplarını telafi edebilmeleri hem de kiracıların hukuka aykırı, fahiş baskılara karşı kendilerini yasal zırhla koruyabilmeleri ancak davanın başından icra aşamasına kadar her adımın profesyonelce atılması ile mümkündür. Tarafların hak ve menfaat dengelerini en doğru şekilde muhafaza edebilmeleri adına, gayrimenkul ve kira hukuku alanında uzman bir avukatın hukuki bilgi ve deneyiminden yararlanmaları elzemdir.